Geçmişte iş sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkma şansım olmuştu. Bu seyahatlerde yeni yerler ve kültürler keşfederken, bu heyecanı sevdiklerimle paylaşma isteğim hep aklımın bir köşesinde kaldı. Günümüz koşullarında ailece yurtdışında tatil yapmak maddi açıdan zorlayıcı olsa da birçok çalışan, yeterli tatil süresine sahip olmadığından ya da yorucu ve belirsizliklerle dolu bir maceraya atılmak yerine genellikle tek bir yeri ziyaret edecekleri kısa tatilleri tercih ediyor.

Ben de çoğu zaman bu durumu yaşadım. Ancak 2019 yılı yaz tatilinde, ablam ve ailesinin Avrupa’yı araba ile ikinci kez gezme planı yapmaları, bu seyahate katılmam için bana cesaret verdi. Onların deneyimlerine güvenerek, bayram tatilini ve yıllık iznimi birleştirip onların planına dahil oldum. Ailece araba ile gezme fikri hepimizi heyecanlandırıyordu. Rotamızı Yunanistan, İtalya, Güney Fransa ve Balkanlar üzerinden Türkiye’ye dönecek şekilde planladık. Tabii, yolda plana ne kadar sadık kalacağımız veya hangi sürprizlerle karşılaşacağımız tamamen yolculuk sırasında belli olacaktı.

Ben de çoğu zaman bu durumu yaşadım. Ancak 2019 yılı yaz tatilinde, ablam ve ailesinin Avrupa’yı araba ile ikinci kez gezme planı yapmaları, bu seyahate katılmam için bana cesaret verdi. Onların deneyimlerine güvenerek, bayram tatilini ve yıllık iznimi birleştirip onların planına dahil oldum. Ailece araba ile gezme fikri hepimizi heyecanlandırıyordu. Rotamızı Yunanistan, İtalya, Güney Fransa ve Balkanlar üzerinden Türkiye’ye dönecek şekilde planladık. Tabii, yolda plana ne kadar sadık kalacağımız veya hangi sürprizlerle karşılaşacağımız tamamen yolculuk sırasında belli olacaktı.

İlk olarak, vize için İtalya Konsolosluğu’na başvurduk. Vizelerin çıkmasını beklerken, rota üzerinde hangi şehirleri ziyaret edeceğimiz, nerelerde konaklayacağımız gibi detayları planlamaya başladık. Balkanlar üzerinden dönüş yapmayı düşündüğümüzden, bu bölgelerde daha önce yolculuk yapmış olan arkadaşlarımızdan özellikle yol durumu, sınır geçiş süreçleri ve bölgedeki yerel şartlar hakkında bilgi ve tavsiyeler aldım. Amacımız, daha önce bu güzergahı deneyimlemiş kişilerin tecrübelerinden yararlanarak yolculuğumuzu daha güvenli ve sorunsuz hale getirmekti. Özellikle bazı yolların zorluğu ve sınır kapılarındaki yoğunluk gibi konular hakkında fikir sahibi olmak, bu planlama sürecinde önemliydi. Yolculuğumuz yaklaşık 15-20 gün süreceği için yanımıza alacağımız kıyafetleri, bavul ve çanta gibi eşyaları bize yük olmayacak şekilde planlayarak hazırlıklarımızı tamamladık.

Vizeler çıktı ve seyahat günü gelip çattığında, ablam ve ailesi ile İstanbul’da yolda buluştuk. İpsala Sınır Kapısı’na doğru yola çıktık. Sınır kapısına ulaşmadan önce, yakıt maliyetlerinin daha düşük olması ve yolda beklenmedik bir sürprizle karşılaşmamak için aracımızın deposunu doldurduk. İpsala Sınır Kapısı’ndaki uzun kuyruk, sabrımızı zorlayan bir deneyim oldu. Bizim gibi bayram tatilini fırsat bilen birçok kişi ve sınır kapısının sürekli ziyaretçileri olan tırlar nedeniyle kuyruklar oldukça uzundu. Sınırda beklemek, televizyonda haberlerde gördüğümüzden çok farklı bir tecrübeydi; bizzat yaşamak gerçekten sabır gerektiriyordu. Harç pulu, pasaport ve gümrük işlemlerinin ardından İpsala sınır geçişimizi tamamladık.

Yunanistan tarafındaki Kipi Sınır Kapısı’na geçtiğimizde hava kararmıştı. Bu sınır kapısında işlemler için bir süre bekledikten sonra nihayet Yunanistan’a giriş yapmış olduk. Yorgun olmamız nedeniyle, Kavala yakınlarında yol üstünde bir apart otelde geceyi geçirmek üzere yer ayırttık. Kavala’ya giderken bizi şaşırtan ilk şey, kullandığımız ücretli yolda Türk plakalı araçlardan bayram nedeniyle ücret alınmamasıydı. Gişeye yaklaştığımızda, bariyer kalkıyor ve gişe görevlisi gülümseyerek selam veriyordu. Bu jest, Yunanistan’ın komşuluğa verdiği değeri gösteren hoş bir ayrıntıydı.

Gece yarısına doğru apart otele ulaştık. Bizi sıcak bir şekilde karşılayan otel sahipleri, odalarımızı gösterip rahat etmemizi sağladılar. Günün yorgunluğunu üzerimizden atmak ve yarınki yolculuğa hazırlanmak için hemen uyuduk. Sabah uyandığımızda, yakınlardaki bir marketten kahvaltılık alarak kahvaltımızı yaptık. Ardından sahile inip kendimizi Ege Denizi’nin serin sularına attık. Gittiğimiz plajda bir işletme yoktu; herkes havlusunu kuma sermiş, çevresindekileri rahatsız etmemek adına sanki fısıldayarak konuşuyordu. Dalgaların sesi dışında hiçbir şeyin duyulmadığı bu ortam, bizler için biraz şaşırtıcıydı; zira bizim sahillerde bağırarak konuşmak, arkadaşları denize çağırmak çok sıradan bir durumdu. Ancak bu sessizlik, huzur dolu bir atmosfer yaratıyordu.

Deniz keyfimizin ardından, Selanik’e doğru yola çıktık. Annemin tarafı Selanik’ten göç ettiği için bu şehir, ailemizde özel bir yere sahiptir. Ancak Selanik denilince akla ilk gelen, Atatürk’tür. Bu sebeple ilk olarak atamızın doğduğu evi ziyaret etmeye karar verdik. Evin önüne geldiğimizde, mütevazı yapısının ardında sakladığı tarihsel ağırlık çok etkileyiciydi. Bahçeye girdiğimizde, babası Ali Rıza Efendi’nin diktiği nar ağacı dikkatimizi çekti; kökleri geçmişte, dalları ise geleceğe uzanan bir anıt gibiydi. Atatürk’ün doğduğu eve girecek olmanın heyecanı ise bu ziyareti bizim için geçmişe yapılan saygı dolu bir yolculuğa dönüştürüyordu. Evin içine adım attığımızda, her detayın tarihin derin izlerini yansıttığını hissettim. Atatürk’ün odalardaki fotoğrafları, kişisel eşyaları ve karneleri, O’nun çocukluk yıllarına dair birçok ipucu veriyordu. Bu evde bulunmak, son derece duygu yüklü bir atmosferde tarihe tanıklık etmek gibiydi.

Atatürk’ün doğduğu evde geçirdiğimiz kısa ama etkileyici sürenin ardından, civardaki dükkanlardan birkaç hatıra biblo ve magnet alarak şehri gezmeye devam ettik. Akşamüstü feribotla İtalya’nın Bari şehrine geçmek üzere Igoumenitsa’ya doğru yola koyulduk. Yol boyunca yol kenarlarında gördüğüm minyatür kiliseler dikkatimi çekti. Bir benzinlikte, bu kiliselerin, trafik kazasında hayatını kaybeden kişilerin anısını yaşatmak amacıyla yakınları tarafından hatıra olarak yaptırıldığını öğrendim. Sonrasında her gördüğümde ayağım istemsizce frene gidiyordu; bu detay, yolculuğumda bana hem bir uyarı hem de duygusal bir anlam kazandırdı.

Igoumenitsa’ya vardığımızda hava kararmıştı. Feribot saatine kadar küçük bir gezinti yaptık ve bir restoranda yemek yedik. Igoumenitsa Limanı, bireysel yolcular, turist grupları ve araçlarıyla seyahat edenlerin yanı sıra, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerine yapılan ticari sevkiyatlar için kullanıldığından; araç ve yolcular ayrı kapılardan kontrol edilerek feribota alınıyor. İki araç sürücüsü olarak ben ve eniştem farklı bir kapıdan geçerek gümrükte araç kontrolü yaptırdık. Diğer aile fertlerimiz ise yolcu terminalinden geçiş yaptıktan sonra terminalin önünde buluştuk ve feribota binmek için sıraya girdik. Önceden araştırdığımız için uzun bir yolculuğun bizi beklediğini bilerek, koltukta yolculuk yapmaktansa bir kamara kiraladık. Kamaramızda duşumuzu alıp, rahat bir uyku çekmek, yolculuğumuzu oldukça konforlu hale getirdi. Sabah gözlerimizi açtığımızda, İtalya kıyılarına yaklaşıyorduk. Feribotun üst kısmına çıkarak kıyıya yanaşmayı izlemek, yeni bir ülkeye adım atmanın heyecanını iyice arttırdı.

İtalya yolculuğumuz ve unutulmaz anılar için bir sonraki bölümde buluşmak üzere…

Yorum bırakın

“Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerek.”

~ Hz. Mevlana