Ayın başındaki Bakü ziyaretimde, Haydar Aliyev Merkezi’nin önünde karşılaştığım heykeller beni çok etkiledi. Nijeryalı sanatçı Dotun POPOOLA tarafından yapılan bu devasa eserler, COP29 Azerbaycan kapsamında Bakü’ye getirilmiş.

Sanatla ilişkim genelde, eserin önünde fotoğraf çektirmekten ibarettir. Tabeladan okuyana kadar heykeller ve sanatçıyla ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Ancak Popoola’yı merak edip araştırınca, atık malzemelerle büyük ölçekli heykeller üreten ve çalışmalarında sürdürülebilirlik ile kültürel ifadeyi ön plana çıkaran bir sanatçı olduğunu öğrendim.

Bu eserler, benim için geri dönüşümün yalnızca evde yapılan basit süs eşyalarıyla sınırlı olmadığını gösteren en çarpıcı örnek oldu diyebilirim. Birçoğumuzun çöp diyeceği sıradan atık metal ve plastiklerin birer sanat eserine dönüşmesi gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.

Örneğin, kovboy figürünün büyük bölümü nallardan oluşuyordu. İlk anda anlamadım ama detaylı bakınca nalları fark ettim ve o anda içimden “İşte şimdi gördüm” dedim. Nallardan kovboy yapmak harika bir fikirmiş. Şapkasıyla birlikte bana, çocukken izlediğim kovboy filmlerini anımsattı.

Kadın figürü ise örgülü saçları ve yuvarlak gözlükleri dikkat çekiyordu. Saçları bisiklet lastiklerinden yapılmış, küpesi büyük olasılıkla bir mutfak eşyasındandı. Yüzü ise yaprak ve kelebek figürlerinden oluşan metal parçalardan meydana geliyordu. Malzemeler tek başına sıradanken bir araya geldiklerinde ortaya çıkan eser son derece zarif ve etkileyici görünüyordu.

Sanatla ilişkimi az önce de dile getirmiştim. Ancak bu defa eserleri incelerken bir bulmaca çözüyor gibi hissettim. Hangi parça ne amaçla kullanılmış ve ne anlatılmak istenmiş diye düşünmeye başladım. Belki yanlış yorumluyordum ama anladığımı sanmak bile hoşuma gitmişti. Öyle ki bu kez eserin önünde kendimi değil, büyük bir beğeni ve saygıyla sadece eserlerin fotoğraflarını çekip oradan ayrıldım.

Tüm bu deneyimlerden sonra bende iki güçlü iz kaldı

Birincisi, tüketimin hızla arttığı ve atıkların doğayı tehdit ettiği bir dönemde, geri dönüşümün sanata dönüşmesi, sıradan malzemelere anlam kazandırılması gerçekten etkileyiciydi. Ancak daha az tüketmek ve daha çok dönüştürmek hepimizin ortak sorumluluğu ve bir an önce bu farkındalığa ulaşmamız lazım.

İkincisi ise “değer” kavramıyla ilgili. Bazen kendi değerimizi gösterecek bir alan ararız, bazen de başkalarının değerini fark etmekte gecikiriz. Ama değer, sadece kim olduğumuzla değil, nasıl baktığımız ve nasıl göründüğümüzle ilgilidir. Yani özetle bakış açımız değişirse, değer de değişir.

Bu deneyim bazı soruları beraberinde getirdi:
–Tükettiklerimin çevreye etkisinin farkında mıyım?
–Artık işe yaramaz dediğim şeylerin başka bir değeri olabilir mi?
–Kendi değerimi göstermek için gerçekten çabalıyor muyum?
–Basit görünen şeylerin arkasındaki değeri fark edebiliyor muyum?
–Bir insanın değeri, benim bakışımla ne kadar değişiyor?

Yorum bırakın

“Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerek.”

~ Hz. Mevlana